Blog


Derdin İçinde Dermanı Ara

Yayınlayan Kişi 23:25 Genel | 0 yorum

Derdin İçinde Dermanı Ara

Belki şımarık bir çocuk olamadınız ama olgun, donanımlı bir yetişkin olma ödülü kazandınız diyebilir miyiz? Fakir bir ailede zor yaşam koşulları ile aslında güçlenmiş olabilir misiniz? Erken büyümek zorunda kaldıysanız hayatı daha kolay kavrama ve idame ettirme gücünüz de büyümüş olabilir mi? Mesela ailenizdeki hasta biri vesilesiyle hastalıklar ve iyileştirme yöntemleriyle ilgili kapsamlı bilgi edinmiş olabilirsiniz. Hatta bu işi iyice ileri götürüp sağlıkla ilgili bir meslek seçmiş bu konuda uzmanlaşmış olabilirsiniz. Tabii bu zayıf tarafı güce dönüştürme farkındalığınız var ise mümkün olur. Aksi halde işler tersine döner ve negatif durumun içine çekilebilirsiniz. Olana direnç göstermek genelde işi çözmek yerine daha da karışık hale getirecektir. Mesela ebeveyninizin hastalığı ya da davranış biçimini kabul edemiyor ve tepkisel davranıyorsanız muhtemelen onları siz de taşıyacaksınız. Kutsal düzen bizim bilincimizle değerlendirmemizden çok daha derin ve kuvvetli bir adalet anlayışı ile devinir. O yüzden hayatımızda gördüğümüz olumsuzluk içinde olumlu olanı fark etmeyi seçmeliyiz. Çünkü hayatın Kutsal gayesi bize fark ettirmektir. “İyi ile kötü arasında bir fark yok. İkisi de BİR.” Bu sonucu idrak ettirmektir. Niyazi Mısri’nin dediği gibi, “Derman arardım derdime, derdim bana Derman imiş” Tüm dertleri dermana, zayıflıkları güce çevirelim inşallah...

Devamı İçin...

Aslolan Sevgidir

Yayınlayan Kişi 14:08 Genel | 0 yorum

Aslolan Sevgidir

  Hayatın bir ağırlığı bir ciddiyeti vardır. Öyle değil mi? Peki onu böyle ağır ve önemli yapan şey nedir? Pek çok faktör bir arada hayat denilen oluşumda. Ağırlığı da bu bütünsellikten geliyor tabii. Fakat bu yazıya adını koyan hayatın asal faktörü sevgi üzerinde düşünelim istiyorum. Şuradan başlayabiliriz: Mesela çok kapsamlı hayat olgusundan sevgiyi çıkaralım. Bakalım neler oluyor. Kısa bir süre de olsa düşünmeye tahammül edemedik değil mi? Zihnimiz “hayır! hayır!” diye isyana başladı bile daha ilk saniyelerde. İşte başlamadan bitti sevgisiz dünya. Sevgiden yaratılmış, sevgi için yaratılmış olma fikrinin peşinden gitmek hayatla bağları kuvvetlendiren yegane şeydir bence. Eğer maddeci felsefelerden yola çıkarsa insan yok olup giden eşyaları gördüğünde kendi sonunun da bir eşya gibi olma ihtimali ile hüsrana uğrayabilir. Ve bu bir intihar olur. Oysa insana  ölümsüz bir hayat bahşedilmiştir. Daha çok sevebilsin diye. Şimdi bunu bir kere daha düşünmeyi dene. Ölümsüz olma fikrinden yola çıkarak hayata ciddi bir yaklaşımda bulun. Ağırlaş sen de. Yavaşla yani. Nasılsa sonsuz bir varlıksın ve hiç acelen yok. Bak bakalım hayatın nabzı ile senin nabzın nasıl bir uyum yakalayacak. Nefesin ve kalbinin tik- tak ları mucizevi şekilde oluşacak. Hiç çaba göstermene gerek kalmadan. Sen bilmeden seni bu hayata getiren bir güç var ve O’nun nefesi içinde, O’nun eli üstünde. Ve O Yüce Yaradan sevgi üzerine oluşturuyor sistemi. Peki sana vahyettiği “uyum sağla” ya da “dengede kal” ya da “sevgi de kal” mesajlarını aldın mı? Kalbinin ritmini inceleyelim önce. Mükemmel bir uyumla atan bu kalp bir gün duracak. Düz bir çizgiye geleceksin. Çoğunluk bunun ölüm olduğunda hemfikir. Ve ötesi de pek ilgilenmedikleri bir konu. “Öleceğiz ve her şey bitecek işte. Boşluk” Öyle mi gerçekte? Deneylerden biliyoruz ki üstat yogiler nabız atışları tespit edilemeyen seviyeye geliyor  fakat ölüm olmuyor. Bir süre sonra titreşimlerini eski haline getiriyor ve bedende yaşama devam ediyorlar. Yani bedenle bir ama ondan bağımsız da hareket eden bir ruha hatta ruhlara sahibiz.  Ve ruh tahmin edemediğimiz pek çok boyutta yaşamı devam ettirebilecek kabiliyete sahip. İşte hayatın asıl lezzetini alan da bu ruhsal katmanımız. Bedensel hazzın çok ötesinde tarifsiz bir tat… İnsanın bu ruhsal yapısıdır işte hayatın sevgi anlamını çıkaran. Sanatı sanat yapan, bilim adamına inceleme şevkini veren, yaşama coşkusunu yaratan hep bu sevgi anlayışıdır. Anlayış diyorum çünkü belli aşamalara sahip ve araştırarak geliştirebileceğimiz bir olgu.  Kendine dönen spiral yolda bir bilim adamının zor koşullarında doğayı incelemesi gibi kendi varlık katmanlarında inceleme yapmalıyız. Beden, zihin, ruh arasında bağlantıları keşfetmeliyiz. Beden nasıl bu kadar ahenkle hareket ediyor? Hisler nasıl oluşuyor? İlham nerden geliyor? Nefes nasıl böyle muhteşem akıyor? Daha binlerce soru. Sordukça, kazı daha da derinleşecek ve en sonunda özüm neden yapılmış sorusuna belki bir cevap gelecek. Böylece sevgi de gelişecek. Sevgi bize yaradan tarafından öğretilmiş bir potansiyel fakat sınamalı dünyada bu sevginin üzeri örtülebilir. Sevgi unutulabilir. O zaman yeniden arayışa girer eksik hisseden insan. Mayanın girdabında savrulurken hep dışarıya bakar. “neden sevilmiyorum” der “neden sevgiyi hissedemiyorum” dan önce. Ve çeşitli sebeplere sarılarak mutsuzluğundan yakınır. İlişkilerinde yanlış kişilerle karşılaştığını, işinden tatmin olamadığını, toplumun onu anlamadığını, sistemin yozlaşmış olduğunu vs. kendi sevgisizliğine kalkan yapar. Evet bunlar insanın mutsuz olması için yeterli sebeplerdir. Fakat işin özüne baktığımızda sebeplerin sebebini de görebiliriz. Mutsuzluğun daha alttaki sebebi aktive olmamış sevgisidir. Çünkü bazen bütün bu bahsettiğimiz şeyler vardır ama kişi yine mutsuzdur. Hatta canına kıyacak kadar güçsüz kalır bazen. “Her şeyi vardı. Güzel bir işi. Harika okullarda okudu. Hep...

Devamı İçin...

10 Ekim Büyükada Terapi Gezisi

Yayınlayan Kişi 23:13 Genel | 0 yorum

10 Ekim Büyükada Terapi Gezisi

İlkbahar’da başladığımız Büyükada terapi gezilerimize devam ediyoruz. Daha önce ada terapi gezilerimize katılanlar ne kadar yoğun ve keyifli bir gezi olduğunu bilir. Vapur iskelesinden 20 dakikalık yürüyüşten sonra yoga yapacağımız mekana varıyoruz. Sabah yoga seansından sonra açık büfe nefis krepli kahvaltımızı alıyoruz. Dinlendikten sonra ikinci bölüm terapilere geçiyoruz. Aile dizimi yöntemi ile yaptığımız köken terapi ilk kez katılacaklar için güzel bir fırsat oluyor. Aya yorgi ziyareti ve orada alınacak akşam yemeğinden sonra dönüş için iskeleye yürüyüş tahmini 45 dakikadır. Adada fayton kullanmamayı tercih ediyoruz. Siz de buna uyarsanız seviniriz. Yoga ve terapilerin bir yana serin sonbaharı adada deneyimlemek ayrıca bir keyif olacak diye düşünüyoruz. Şimdiden yerinizi ayırtın. Görüşmek üzere…   Tarih: 10 Ekim Cumartesi Yer: Naya Ücret:130 tl Program: 10.00 Adaya Varış 11.00 Sabah Yogası 12.30 Kahvaltı 14.00 Köken Terapi 16.00 Aya Yorgi Ziyareti 20.00 Dönüş...

Devamı İçin...

Meditasyon ve Sakin Zihin

Yayınlayan Kişi 14:56 Genel | 0 yorum

Meditasyon ve Sakin Zihin

MEDİTASYONDA KALMAK ŞİFA VERİR Meditasyon deneyimdir. O yüzden bu yazıyı okumanız yeterli değil. Anlatmak istediğimi anlamak için uygulama yapmak gerekir. Meditasyon bir haldir. İçinde olma hali. Durumun içinde olma, duruşun içinde olma, anın içinde olma hali… Meditasyon hiçbir şey yapmayarak derin bir iş içinde olmak demektir. Kendinle, kendi içine, bütünlüğüne yönelik bir çalışma. Aslında “öyle duruyoruz ne çalışması bu?” diyenler; bunu düşünmek bir zihin engeli. Bu engelden kurtulmak ise sadece nefesini hissetmeyi dene. O hep seninle olan mucizeyi… Meditasyon durduğumuz bir hal doğru. Ama neye göre durmak bu? 3. Boyutun düşük titreşimli zorlayıcı hızına göre mi? Neyi kıstas aldığımızı önce görmemiz gerek. Hızına yetişmeye çalıştığımız zihnin önderliğinde bir yaşam. Ve zihin ikiliğe düşmemiz için şeytanın rahatça kullandığı bir alan. Bize dayatılan düşünce bombalarını fark et. En tehlikesi bu… Ki ordular böyle oluşuyor. Ne kadar çok takipçisi var Deccalin! Özellikle dünyanın bu son döneminde düşünceler üzerinden büyük bir yok edici savaş var. Yıkıcı felsefelerle önce insanların zihinleri ele geçiriliyor. Deccal böylelikle dünyanın sonunu getirmeyi hedefliyor. Kalp, vicdan, şefkat, sevgi kavramları insanların karnını doyurmuyor. Ama kurnaz fikirler iyi parAediyor. Bakınız reklam sektörüne. En zararlı ürünler bile öyle bir ambalaj ve süslü cümlelerle sunuluyor ki, en akıllı geçinen bile bu tuzaklara düşebiliyor. Genel olarak televizyon programlarından yaydıkları psikolojik virüslere bakın. Fark edilmeyen büyük bir zulüm bu! Her şey çok hızlı. Sadece sana sunulan filmi izlemelisin. Başka bir şeye vakit yok. Kendi filmini yapmaya, hayatını yaratmaya, yaşamaya şansın yok! Reklam araları gerçek bir ara değil. İnsana kendiyle ilgilenmesi için fırsatvermiyor. Ara diye bir şey yok yani.  Her saniye bir kurgu dayatılıyor. Ara dedikleri zaman diliminde temel ihtiyaç karşılamaya bile koşturarak gitmek lazım. Reklamlar film gibi izlettiriliyor. Günün her saati böyle çok eforlu bir hayat. Sonra hastalıklar ve hastaneler. İyileştiriyormuş gibi yapan öldürücü ilaçlar. Kemoterapi…Deccalin işleri… Sanki bir arenada dövüştürülen hayvanlar gibi yaşam mücadelesi veriyor insan. Ne için bu savaş? Deccallin önemli bir göstergesi hızlı olmak. “Hadi hemen yap, hadi çabuk ol, düşünmeye vaktin yok” Marketlerde alışverişi hızlandıran ritimde müzikler var. Bir şey almadan çıkmamak gerek. Oysa insan durup kendine bir an baksa, aslında istediği şeyi yapmadığını fark edecek. işte bu Deccalin en korktuğu şey. İnsanın bir an durup özünü fark etmesi. İçini dinle! Hayır bişey almak zorunda değilsin? Evde yeterince giyecek var. Biriyle sevişmek zorunda değilsin. Sevgi içinde yeterince var. Bunu hissetmeye vaktin olmadığı için birinin hatırlatmasına ihtiyaç duyuyorsun. Ve kullanılıyorsun. Ruhsal birlikteliği yaşamak içinse zaman var. Sonsuz zaman var. İşte meditasyonda merkezinde olmayı bilmeyince akıntıya kapılıyorsun. Sana gelen her şeyi kabul ediyorsun. Paniktesin.” Ne zaman sevgiyi yaşayacağım” paniği. Her an sevgiyi yaşama ihtimalini araştır o zaman. Sevgi eğer içindeyse ki öyle; onu önce kendinde açığa çıkarman gerek. Sevginin sende açığa çıkması, onu kendinde fark etmenle başlar. Bu fark ediş sadece medidatif halde olduğunda açığa çıkar. Hz. Muhammed inzivaya çekildi. Tefekküre daldı. Ve sadece bir an o ilahi mesajı aldı. O meditasyonda bunu yaptı. Kendi kişiliğini bırakıp evrenle bütünleşti ve yüce yaratanın mesajına layık kaldı. Bizler yeterince meditatif halde kalabilirsek kendi ihtiyacımıza yönelik mesajları alabiliriz. Sokakta yürürken bile huzurda olabiliriz. Merkezimizde, bütün kalabiliriz. Bütünlüğümüzü bozmak isteyen çok elemanlı hayat koşullarında biliyoruz ki bu kolay değil. İncitici sözler duyacağız, haksızlığa, zulme tanık olacağız. Belki kaba saba biri çarpacak omzumuza. Belki sert rüzgar bizi sallayacak yerimizden. Zaten çok gürültü var. Kulakları sağır ediyor adeta. Her ne olursa biz merkezimizi hissedebiliyorsak meditasyondayız. Bağlantıda kalabiliyorsak. Ne ile bağlantıda?...

Devamı İçin...

İNŞALLAH MAŞALLAH

Yayınlayan Kişi 21:43 Genel | 0 yorum

İNŞALLAH MAŞALLAH

  ‘İnşallah Maşallah’ Bu iki kelimeyi ne kadar çok duymuşuzdur.  Benim de sık kullandığım kelimelerdendir. Ve ‘İnşallah’ ile ilgili ilginç hikayelerim vardır. Bir keresinde İnşallah dediğim için bir meslektaşım epeyce sinirlenmişti. “İnşallah’ la Maşallah’ la olmaz bu işler” demişti. Neden bu kadar reaksiyon veriyordu? İlk kez  işle ilgili telefonda konuşuyorduk. Ama o ‘İnşallah’ lafım üzerine birden öfkeleniveriyordu. Biliyordum ki benimle ilgili değildi öfkesi. Söylediğinden anladığım  ‘İnşallah Maşallah’ kelimeleri  sanki iradeyi yok saymaktı onun için. Ona göre insan kendi iradesini kullanarak her şeyi yapabilme gücüne sahipti. Böyle İnşallah Maşallah deyince kendini hiçe saymış oluyordu. İşini Allah’a havale ediyordu. Kendini küçük ve değersiz görüyordu.  O öyle algılıyordu ama bana göre durum bu kadar basit değildi. Evet iradeye sahipsin ama büyük irade içinde ancak bu iradeyi en iyi şekilde kullanabilirsin. Evet değerlisin ama değerin bütünün değerli oluşunda gizli. Tek başına ne anlam ifade edebilirsin ki? Belki biraz uzaklaşıp dışına çıkman gerekiyor kimliğinin. Yukardan kendine bakabilecek kadar büyümen. Ve daha yukardan bakabilecek kadar biraz daha büyümen ve genişlemen. Adam  “İnşallah’ la Maşallah’ la olmaz bu işler” demişti ama manasını idrak ederek söylenen İnşallah ve Maşallah’ la neler olurdu neler. En önemlisi kibirden kurtulup birlik bilincin yükselebilirdi. Ne ilginçtir Şimdi telefondaki meslekdaşım bana bir süre önce karşılaştığım Amerikalı bir zatı hatırlattı. O’nun aydınlanmış büyük bir zat olduğunu söylemişlerdi. ‘İnşallah’ ın anlamı bende O Amerikalı’ nın ifadesi ile bir başka yer etmişti. İkilik olmayan bir felsefeden bahsediyordu. Sohbetinde çok az kelime kullanmıştı. Daha çok bize baktığını hatırlıyorum. Ne güzel bakmıştı. Ne iyi yapmıştı. Göz göz gelmek bir başka canla ne kadar değerli idi. Yüzlerce kelimeden belki daha öğretici. İşte o çok az sözcüklü sohbetinin bir kelimesi de ‘İnşallah’ olmuştu. Ne kadar güzel bir kelime olduğunu söylemişti. Kendi felsefesiyle bağdaştığına vurgu yapmıştı. Hayatımızda sıradan hale gelmiş bu kavramı bir Amerikalı sayesinde daha derin yakalama fırsatı bulmuştum. Hayat ne sürprizli, ne cömert ne hoştu. İlk Annemden öğrenmiştim çocukken ‘İnşallah’ nedir diye. “Allahın izniyle” demişti.  Yani İnşallah dediğimizde bir işte Allah’ın izni varsa olabileceğine vurgu yapıyoruz her söyleyişte. Egomuzla özdeş olmadığımızı hatırlatıyoruz kendimize. Maşallah dediğimizde de her şeyin Allah’ın yaratımı olduğunu onaylıyoruz. İkisi de kısa ama derin kavramlardı. Yani öyle sırf alışkanlıktan sürekli söylediğimiz bu iki söz bilincin olgunluk seviyesinde idrak edebileceği  derin anlamla yüklüydü. İşte tam da bu anlamlar yüzünden O meslektaşımla çalışmadık. Yani kısmet değildi. Yani Allah izin vermedi. Yani Allah’ın dilemesi buydu. Bizim birbirimizi tanımadan yaptığımız bu telefon konuşması da büyük senaryonun bir parçasıydı. Bir hikmeti vardı. Biz birbirimizin sesini duyacaktık. ‘Maşallah’ kelimesini yaşayacaktık. ‘İnşallah’ ı masaya yatıracaktık. O aynaya bakarak bağırıp çağıracak, ben onu sakince dinleyecektim. Aynen sırlı  bir aynanın yapması gerektiği gibi. Söylediklerinin benimle ilgili olmadığını da ifade edecektim. Dile gelmiş bir ayna gibi. Sonra O’nun için dua edecektim. İçinde ‘İnşallah’ olan cümleler kurarak . İyi bir kız gibi. Ve kendim için dua edecektim. Beni kibirden korusun diye. “Ve bana da bu rolü uygun gören Allah’ım ; İyilik de kötülük de senden. Yazan da sen yöneten de.” Çocukken annem bana anlattı ‘İnşallah’ ın anlamını. O’na sonsuz teşekkürler. İyi kullarından aydınlanmış Amerikalı zat bana ‘İnşallah’ ın anlamını tekrar hatırlattı. O’na sonsuz teşekkürler. Telefondaki öfkeli adam ise hem Amerikalı zatı, hem ‘İnşallah’ ın anlamını yeniden hatırlattı. Üstüne bir de İnşallah hakkında bir yazı yazmama vesile oldu. O’na sonsuz teşekkürler. Maşallah. Yoldaki herkese selamlar. İnşallah Maşallah. Yasemin...

Devamı İçin...

Yeşil-Beyaz Detoks

Yayınlayan Kişi 14:24 Genel | 0 yorum

Yeşil-Beyaz Detoks

Renkli Beslenme Nedir? Bedenimizde çeşitli frekanslarda enerji merkezleri ve bunların renkleri olduğunu biliyoruz. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme ihtiyaç duyduğunuz renklere göredir. Yani hangi bölgede hassasiyet varsa o bölgeyi destekleyici bir beslenme seçmelisiniz. O yüzden genel beslenme önerilerinden çok size uygun beslenme programını uygulamalısınız. Mesela Kök enerji zayıf biri iseniz kırmızı gıdalar almalısınız. Et yiyorsanız kırmızı etle, vejeteryan iseniz kırmızı mercimek ve kırmızı kabuklu meyveleri seçebilirsiniz. Kök enerji için kan yapıcı kırmızı besinleri ön plana alabilirsiniz. Kurutulmuş çekirdekli üzüm kan yapıcı bir besindir. Göğüs bölgesini dengelemek için daha çok yeşil ağırlıklı beslenme seçilmelidir. Yeşil genel olarak bedeni alkali tutan, toksinlerden arındırıcıdır. Toksinler oksijenin emildiği göğüs bölgesinde oluşan solunum yoluyla atılabilmektedir. Peki Hangi Renk Grubunda Beslenmelisiniz? Yaptıracağınız renk analizi ile nasıl bir beslenme biçimi seçeceğine karar verebilirsiniz. Renk analizi kişinin beden, zihin ve ruhsal açıdan bütünsel olarak değerlendirildiği aşamalı bir analizdir. Renklerle karakter analizi ilk sırada yer alır. Aura renkleri ve çarka düzeyinde renk tespiti ve sorularla renk algısına bakılarak ayrıntılı analiz tamamlanır. Kişisel ihtiyacınıza göre beslenmek önemlidir. Başkasına faydalı olan bir besin size iyi gelmeyebilir. Bedeninizin dengesini bozabilir. O yüzden kendinizi tanıyarak ihtiyacınıza göre beslenirseniz sağlık bulabilirsiniz. Yeşil- Beyaz Detoks Nedir? Kısaca detoks arınma demektir. Beslenmede detokstan bahsettiğimizde bedenin toksinlerden arındırılmasını kastediyoruz. Hemen her besin bedenimizde asit oluşmasına neden olur. Fazla asit oluştuğunda ve dışarı atılamadığında ise hastalıklara davetiye çıkarır. O yüzden nasıl duş alıp dış bedeni temizliyorsak ara sıra bedenin iç temizliğini yapmak gerekir. Yani kısmen oruç gibi bazı şeyleri yemekten kaçınırız. Tam bir oruç ise bedene daha derin etkiler. Şimdi vereceğim yeşil-beyaz detoks sadece 1 günlüktür. Normal alışkanlıkta beslenmenize devam ederken haftada ya da 10 günde bir bu detoksu uygulayabilirsiniz. Göreceksiniz hem fiziksel hem zihinsel olarak hafifleyeceksiniz. Bir günde tüketeceğiniz gıdalar şunlar: • Yeşil-beyaz salata, yeşil çay ve hıyar. • Detoks uyguladığınız gün ve genelde içtiğiniz suya limon, sirke, ya da karbonat katıp alkali yapabilirsiniz. • Yeşil-beyaz salata, mevsimine göre semizotu ya da ıspanak kullanılarak hazırlanır. Salata 3 öğüne bölünecek, aralarda 1 er 2 şer hıyar yenilir. 1 lt su ile hazırlanmış yeşil çay içilir. Gördüğünüz gibi detoksumuzda tahıl gibi suyu çeken kuru gıdalar yerine su bakımızdan zengin gıdalar var. Bu da beden ve zihin arınması için önemli bir unsurdur. Yeşil Beyaz Kış Salatası 500 gr ıspanak 700 gr yoğurt 1 diş sarımsak 1 çay kaşığı kırmızı toz biber 1 çay kaşığı kırmızı pul biber 1 tatlı kaşığı zeytinyağı Hazırlanışı: Ispanakları ayıklayıp yıkadıktan sonra küçük parçalara bölün. Yağsız ya da az yağda kavurun. Sarımsaklı yoğurtla karıştırıp üzerine kırmızı biberle karıştırdığınız zeytinyağını dökün. 3 öğünde tüketin. Sarımsak rahatsız ediyorsa koymayın. Yeşil Beyaz Yaz Salatası 1 demet semizotu 1 kg yoğurt 4-5 Ceviz içi 1 çimdik Çörekotu 1 çimdik Sumak 1 tatlı kaşığı Zeytinyağı Hazırlanışı: Semizotunu yıkayıp ayıkladıktan sonra küçük parçalara bölün. Yoğurtla karıştırın. Üzerine diğer malzemeleri de ekleyin. 3 e bölün ve 3 öğünde tüketin. Kış İçin Sıcak Yaseminli Yeşil Çay 10 dakika kaynar suda bekleterek hazırladığınız yeşil çayınızı gün boyu öğün aralarında 4-5 fincan tüketebilirsiniz. Yaz İçin Naneli Soğuk Yeşil Çay Yarım lt kaynar su 2 çorba kaşığı yeşil çay 2 şeftali 1 tatlı kaşığı Bal 1 tutam Taze nane 10 dakika kaynar suda bekleterek demlediğiniz yeşil çayın içine rendelediğiniz şeftaliyi ekleyin. Süzgeçten geçirip süzdürün. İçine balı ve taze nane yapraklarını ekleyip buzdolabında bekletin. Öğün aralarında tüketin. Biz burada kesin hatları ile belirlenmiş uzun süreli beslenme önerileri...

Devamı İçin...

Yeni Çağın Renkli Çocukları

Yayınlayan Kişi 21:40 Genel | 0 yorum

Yeni Çağın Renkli Çocukları

İNDİGO VE KRİSTALLER Dünyanın değişen enerjisi ile birlikte dünyaya gelen yeni nesilde de bir takım değişiklikler gözlemleniyor. Sıklıkla çocuklar için “zamane çocuğu; bunlarla başa çıkılmaz” gibi bir bakıma haklı yorumlar yapılmakta. Çünkü gerçekten çağın çocukları önceki nesile göre daha farklı bir yapıda. Ya da insan daha hızlı bir evrim sürecine girdi diyebiliriz. Bu çocuklar zaman zaman hiperaktivite, otizm ile karıştırılan sorunlu haller sergileyebiliyorlar. Fakat tam tersi onlardaki davranış biçiminin hastalıktan değil, yeni bir enerji düzenini yansıtmalarından kaynaklı olduğu düşünülüyor. Onlar bilinç evrimine destek için bu gezegendeler. Sinestezi yeteneğine sahip pedagog Nancy Ann Tappe çocukların elektro manyetik bedenlerindeki renkleri okuyabiliyordu. 1970 den sonra auralarda hiç görmediği bir renge rastladı ve bu çocukların farklı özellikler sergilediğini gördü. Aurasında gördüğü çivit mavi yani indigo renginden dolayı bu çocuklara İNDİGO çocuklar denildi. Bu çocukların bazıları yetenekleriyle öne çıkan algıları açık çocuklardı. Hepsinin ortak görevi sanki yerleşik olan düzeni değiştirmekti. Bu yüzden aileleriyle ve öğretmenleriyle sorun yaşmaktaydılar. Kristaller ise bir nevi indigoların görevini devralan nesildi. Onlar insan evriminin yeni basamağını temsil etmekteydi. İndigo ve kristal kavramları bizim için sadece bir kesimi değil tüm insanlığı kapsayan sevgiye adanmışlık ifadesidir. Bu yeni bilinç seviyesidir. Günümüzde eski savaşçı zihniyetlere karşı barışı, kardeşliği ve sevgiyi yaymaya çalışan güçlü ışık işçileri çoğalmakta. Ben bilincinden birlik bilincine geçiş yaşanmaktadır. Acaba bilinç bazı inanç sistemlerinin de işaret ettiği Mesih bilinci olabilir mi? ÇOCUĞU İNDİGO VE KRİSTAL OLANLAR NE YAPMALI PEKİ? İndigo ve kristal bir çocuğa sahip olmak belki bir şans ama aynı zamanda zor bir sınav da olabilir sizin için. Her şekilde kendinizi değişime açın. Çünkü çocuğunuz üzerinden hızla değişen insanlık evrimine şahitlik edeceksiniz. İkincisi bu yeni bilinç enerjisinin farkına varıp kendinizi ona uydurmanın yollarını arayın. Bu hem çocuğunuzun hem sizin gelişiminiz için zaten yapmanız gereken bireysel sorumluluğunuz olsun. Çocuğunuzla sorun yaşıyorsanız onu değiştirmek yerine kendinizi değiştirmeyi deneyin. Bu daha kestirme bir yol olacaktır. Onlara zorla bir şeyleri yaptırmaya çalışmayın. Çünkü baskıyı ortadan kaldırmak için size tepki göstereceklerdir. Olabildiğince özgür bir ortamda yaşamalarına müsaade edin. Bunu yaparken ebeveynlik görevlerinizi unutmayın. Onları gözetip korumaya devam edin. Çocuklarınızla ilişkileriniz her durumda dürüstlük çerçevesinde olsun.“Çocuktur; anlamaz” gibi eski zihniyetleri bir kenara bırakın. Zaten göreceksiniz ki bazı şeyleri sizden daha iyi biliyor. Onlarla bir yetişkin gibi iletişim kurabilirsiniz. Duygu sömürüsü yapmayın. Bu davranışınız geri tepecektir. Çünkü yeni neslin çocukları netlikten ve dürüstlükten ödün vermedikleri gibi spiritüel düzeyde bir vicdan anlayışları vardır. Yani duygusal değil şefkatlidirler. Duygusallık eski zihniyetlere ve alt boyut enerjilerine aittir. Duygusallık egonun bir zafiyetidir. Oysaki şefkat üst boyut enerjisi olup tanrısaldır. Çocuklarınız size ve tüm insanlığa tanrısal sevgiyi yansıtmak için vardır. Yapabileceğiniz en güzel şey onlara sevgiyle yaklaşıp anlamaya çalışmaktır. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Beden, zihin ve ruh sağlığınız için yöntemler öğrenin ve düzenli olarak uygulama yapın. Siz mutlu olduğunuzda çocuğunuz daha da mutlu olacak. Çocuğunuz indigo ve kristal ise derin bakışlarıyla adeta ruhunu okur gibi bakar size. Siz de ona bakın. Gözlerindeki tanrısallığı görün. Yeni dünya bilincine şahitlik yapabildiğiniz için şükredin. Kendinizi değişime ve sevgiye açın. Renk ve Sevgiyle kalın… Yasemin...

Devamı İçin...

Bana Rengini Söyle

Yayınlayan Kişi 21:24 Genel | 0 yorum

Bana Rengini Söyle

BENİM RENKLERİM Mavi her zaman vazgeçemediklerim arasında oldu. Mavi gezegenden geldiğimi düşünenler de oldu, mavinin bana yakıştığını söyleyenler de. Pembe beni benden aldı, gönlümü çaldı. Kırmızıyla bir sorunum yok ama kırmızıda aşk hep beni derde saldı. Ve aklım hep o muzipçe gülen turuncuda kaldı. Neden neşesi bana bu kadar uzaktı. Tevekkeli ruhumun melankolik bir yapısı vardı. Allahtan yeşil vardı da beni ortalama bir huzurda dengeye ulaştırdı. O ferahlattı en dar anımda. Hem bana hem benden dışarıya akan şifaydı. Biraz derine inip tefekküre daldığımda çividin mavisinde kayboldum. Kimse göremedi bilmedi ama mavinin en koyusuyla sardım herkesi. Nihayetinde gezdim dolaştım dünyayı da mora varıp kucaklayamasaydım, bir yanım hep eksik kalırdı. Mor ile tamamlandım. O bana hayali gerçek gibi yaşatan, yaratan ile bağdı. Mor benim en kuvvetli yanımdı. SİZ DE KENDİNİZİ RENKLERLE İFADE EDER...

Devamı İçin...

Büyükada’ya Terapi Gezisi

Yayınlayan Kişi 23:02 Etkinlikler | 0 yorum

Büyükada’ya Terapi Gezisi

HEMEN REZERVASYON YAPTIRABİLİRSİNİZ. Birgül: 0530 700 90 45 Büyükada terapi gezilerimize devam ediyoruz. Daha önce ada terapi gezilerimize katılanlar ne kadar yoğun ve keyifli bir gezi olduğunu bilir. Vapur iskelesinden 35 dakikalık yürüyüşten sonra yoga yapacağımız mekana varıyoruz. Sabah yoga seansından sonra kahvaltımızı alıyoruz. ikinci bölümde meditasyondan sonra Aya yorgi ziyareti ve orada alınacak akşam yemeğinden sonra dönüş için iskeleye yürüyüş tahmini 45 dakikadır. Adada fayton kullanmamayı tercih ediyoruz. Siz de buna uyarsanız seviniriz. Şimdiden yerinizi ayırtın. Görüşmek üzere…   program 07.15: kartal iskeleden hareket 08.00 : ada saat önü buluşma 08.35: tesise varış 09.00/10.30 yoga 11:00 kahvaltı serbest zaman 14.00: renk terapi/meditasyon 16.00: aya yorgiye hareket 19.00: aya yorgiden dönüş 19:55 büyükada iskeleden hareket   tarih: 15 temmuz 2017 yer: mavi clup gezi ücreti: 150 tl( kahvaltı ve yasemin sarı ile terapi) rezervasyon: 0530 700 90 45/ 05382714627 şifa ve sevgi için gelin…  ...

Devamı İçin...

9 Eylül 2017 Köken Terapi

Yayınlayan Kişi 22:12 Etkinlikler | 0 yorum

9 Eylül 2017 Köken Terapi

AİLE DİZİMİ METODU İLE KÖKLERİ ŞİFALANDIRMAK İnsan ağaç gibi toprağa kök salarak gökyüzüne yükselir. Ağaç köklenirken engelle karşılaşırsa boy atamaz, büyüyemez. İnsan da öyledir. Geçmişte atalarımızın yaşadıkları bizi etkiler. Genetik hastalıklar gibi davranış biçimleri de kuşaklar boyu devam eder. Atalarımızdan birinin yaşamındaki kilitlenme sonraki kuşakların özgürce yaşamasına engel olabilir. Çünkü birey atasının eksik bıraktığı bir işi tamamlamak üzere koşullanmıştır. Onunla özdeşleşir. Örneğin ananenin ailesi göç ederken maddi kayıplara uğramışsa ve bunu hazmedememişse, torun onunla özdeşlik kurup fakirlik bilincinde takılı kalabiliyor. Yeteri kadar para kazanamıyor. Bu derin çalışma ile köken ailede ve daha ötesinde ataları onurlandırabilir, yaşamı kucaklamak için onların desteğini alabiliriz. İhmal edilmiş atalarımız fark edilmeyi bekliyor. Su vermemizi bekleyen çiçeklerimiz gibi. Köklerimize derin bir bakışla onları yeniden canlandırıp hayatımıza renklerin akışını sağlayabiliriz. Aile dizimini temel aldığımız bu çalışmada meditasyon ve renk dinamiği destek noktalarımız olacak. Bakılabilecek bazı konular: Kadın-Erkek ilişkilerindeki problemler İş sorunları ve maddi problemler Kanser, şeker, panik atak, sedef, madde bağımlılığı,depresyon gibi sağlık problemleri. TARİH:  9 Eylül 2017 SÜRE: 12:00-18.00 YER: TERAPİA KARTAL YOGA ÜCRET:300 TL rezervasyon 05382714627 Hemen kaydolmak için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz. Adınız (gerekli) Epostanız (gerekli) Konu...

Devamı İçin...