Posts by Yasemin


Belki şımarık bir çocuk olamadınız ama olgun, donanımlı bir yetişkin olma ödülü kazandınız diyebilir miyiz? Fakir bir ailede zor yaşam koşulları ile aslında güçlenmiş olabilir misiniz? Erken büyümek zorunda kaldıysanız hayatı daha kolay kavrama ve idame ettirme gücünüz de büyümüş olabilir mi? Mesela ailenizdeki hasta biri vesilesiyle hastalıklar ve iyileştirme yöntemleriyle ilgili kapsamlı bilgi edinmiş olabilirsiniz. Hatta bu işi iyice ileri götürüp sağlıkla ilgili bir meslek seçmiş bu konuda uzmanlaşmış olabilirsiniz. Tabii bu zayıf tarafı güce dönüştürme farkındalığınız var ise mümkün olur. Aksi halde işler tersine döner ve negatif durumun içine çekilebilirsiniz. Olana direnç göstermek genelde işi çözmek yerine daha da karışık hale getirecektir. Mesela ebeveyninizin hastalığı ya da davranış biçimini kabul edemiyor ve tepkisel davranıyorsanız muhtemelen onları siz de taşıyacaksınız. Kutsal düzen bizim bilincimizle değerlendirmemizden çok daha derin ve kuvvetli bir adalet anlayışı ile devinir. O yüzden hayatımızda gördüğümüz olumsuzluk içinde olumlu olanı fark etmeyi seçmeliyiz. Çünkü hayatın Kutsal gayesi bize fark ettirmektir. “İyi ile kötü arasında bir fark yok. İkisi de BİR.” Bu sonucu idrak ettirmektir. Niyazi Mısri’nin dediği gibi, “Derman arardım derdime, derdim bana Derman imiş” Tüm dertleri dermana, zayıflıkları güce çevirelim inşallah...

Read More

  Hayatın bir ağırlığı bir ciddiyeti vardır. Öyle değil mi? Peki onu böyle ağır ve önemli yapan şey nedir? Pek çok faktör bir arada hayat denilen oluşumda. Ağırlığı da bu bütünsellikten geliyor tabii. Fakat bu yazıya adını koyan hayatın asal faktörü sevgi üzerinde düşünelim istiyorum. Şuradan başlayabiliriz: Mesela çok kapsamlı hayat olgusundan sevgiyi çıkaralım. Bakalım neler oluyor. Kısa bir süre de olsa düşünmeye tahammül edemedik değil mi? Zihnimiz “hayır! hayır!” diye isyana başladı bile daha ilk saniyelerde. İşte başlamadan bitti sevgisiz dünya. Sevgiden yaratılmış, sevgi için yaratılmış olma fikrinin peşinden gitmek hayatla bağları kuvvetlendiren yegane şeydir bence. Eğer maddeci felsefelerden yola çıkarsa insan yok olup giden eşyaları gördüğünde kendi sonunun da bir eşya gibi olma ihtimali ile hüsrana uğrayabilir. Ve bu bir intihar olur. Oysa insana  ölümsüz bir hayat bahşedilmiştir. Daha çok sevebilsin diye. Şimdi bunu bir kere daha düşünmeyi dene. Ölümsüz olma fikrinden yola çıkarak hayata ciddi bir yaklaşımda bulun. Ağırlaş sen de. Yavaşla yani. Nasılsa sonsuz bir varlıksın ve hiç acelen yok. Bak bakalım hayatın nabzı ile senin nabzın nasıl bir uyum yakalayacak. Nefesin ve kalbinin tik- tak ları mucizevi şekilde oluşacak. Hiç çaba göstermene gerek kalmadan. Sen bilmeden seni bu hayata getiren bir güç var ve O’nun nefesi içinde, O’nun eli üstünde. Ve O Yüce Yaradan sevgi üzerine oluşturuyor sistemi. Peki sana vahyettiği “uyum sağla” ya da “dengede kal” ya da “sevgi de kal” mesajlarını aldın mı? Kalbinin ritmini inceleyelim önce. Mükemmel bir uyumla atan bu kalp bir gün duracak. Düz bir çizgiye geleceksin. Çoğunluk bunun ölüm olduğunda hemfikir. Ve ötesi de pek ilgilenmedikleri bir konu. “Öleceğiz ve her şey bitecek işte. Boşluk” Öyle mi gerçekte? Deneylerden biliyoruz ki üstat yogiler nabız atışları tespit edilemeyen seviyeye geliyor  fakat ölüm olmuyor. Bir süre sonra titreşimlerini eski haline getiriyor ve bedende yaşama devam ediyorlar. Yani bedenle bir ama ondan bağımsız da hareket eden bir ruha hatta ruhlara sahibiz.  Ve ruh tahmin edemediğimiz pek çok boyutta yaşamı devam ettirebilecek kabiliyete sahip. İşte hayatın asıl lezzetini alan da bu ruhsal katmanımız. Bedensel hazzın çok ötesinde tarifsiz bir tat… İnsanın bu ruhsal yapısıdır işte hayatın sevgi anlamını çıkaran. Sanatı sanat yapan, bilim adamına inceleme şevkini veren, yaşama coşkusunu yaratan hep bu sevgi anlayışıdır. Anlayış diyorum çünkü belli aşamalara sahip ve araştırarak geliştirebileceğimiz bir olgu.  Kendine dönen spiral yolda bir bilim adamının zor koşullarında doğayı incelemesi gibi kendi varlık katmanlarında inceleme yapmalıyız. Beden, zihin, ruh arasında bağlantıları keşfetmeliyiz. Beden nasıl bu kadar ahenkle hareket ediyor? Hisler nasıl oluşuyor? İlham nerden geliyor? Nefes nasıl böyle muhteşem akıyor? Daha binlerce soru. Sordukça, kazı daha da derinleşecek ve en sonunda özüm neden yapılmış sorusuna belki bir cevap gelecek. Böylece sevgi de gelişecek. Sevgi bize yaradan...

Read More

İlkbahar’da başladığımız Büyükada terapi gezilerimize devam ediyoruz. Daha önce ada terapi gezilerimize katılanlar ne kadar yoğun ve keyifli bir gezi olduğunu bilir. Vapur iskelesinden 20 dakikalık yürüyüşten sonra yoga yapacağımız mekana varıyoruz. Sabah yoga seansından sonra açık büfe nefis krepli kahvaltımızı alıyoruz. Dinlendikten sonra ikinci bölüm terapilere geçiyoruz. Aile dizimi yöntemi ile yaptığımız köken terapi ilk kez katılacaklar için güzel bir fırsat oluyor. Aya yorgi ziyareti ve orada alınacak akşam yemeğinden sonra dönüş için iskeleye yürüyüş tahmini 45 dakikadır. Adada fayton kullanmamayı tercih ediyoruz. Siz de buna uyarsanız seviniriz. Yoga ve terapilerin bir yana serin sonbaharı adada deneyimlemek ayrıca bir keyif olacak diye düşünüyoruz. Şimdiden yerinizi ayırtın. Görüşmek üzere…   Tarih: 10 Ekim Cumartesi Yer: Naya Ücret:130 tl Program: 10.00 Adaya Varış 11.00 Sabah Yogası 12.30 Kahvaltı 14.00 Köken Terapi 16.00 Aya Yorgi Ziyareti 20.00 Dönüş...

Read More

MEDİTASYONDA KALMAK ŞİFA VERİR Meditasyon deneyimdir. O yüzden bu yazıyı okumanız yeterli değil. Anlatmak istediğimi anlamak için uygulama yapmak gerekir. Meditasyon bir haldir. İçinde olma hali. Durumun içinde olma, duruşun içinde olma, anın içinde olma hali… Meditasyon hiçbir şey yapmayarak derin bir iş içinde olmak demektir. Kendinle, kendi içine, bütünlüğüne yönelik bir çalışma. Aslında “öyle duruyoruz ne çalışması bu?” diyenler; bunu düşünmek bir zihin engeli. Bu engelden kurtulmak ise sadece nefesini hissetmeyi dene. O hep seninle olan mucizeyi… Meditasyon durduğumuz bir hal doğru. Ama neye göre durmak bu? 3. Boyutun düşük titreşimli zorlayıcı hızına göre mi? Neyi kıstas aldığımızı önce görmemiz gerek. Hızına yetişmeye çalıştığımız zihnin önderliğinde bir yaşam. Ve zihin ikiliğe düşmemiz için şeytanın rahatça kullandığı bir alan. Bize dayatılan düşünce bombalarını fark et. En tehlikesi bu… Ki ordular böyle oluşuyor. Ne kadar çok takipçisi var Deccalin! Özellikle dünyanın bu son döneminde düşünceler üzerinden büyük bir yok edici savaş var. Yıkıcı felsefelerle önce insanların zihinleri ele geçiriliyor. Deccal böylelikle dünyanın sonunu getirmeyi hedefliyor. Kalp, vicdan, şefkat, sevgi kavramları insanların karnını doyurmuyor. Ama kurnaz fikirler iyi parAediyor. Bakınız reklam sektörüne. En zararlı ürünler bile öyle bir ambalaj ve süslü cümlelerle sunuluyor ki, en akıllı geçinen bile bu tuzaklara düşebiliyor. Genel olarak televizyon programlarından yaydıkları psikolojik virüslere bakın. Fark edilmeyen büyük bir zulüm bu! Her şey çok hızlı. Sadece sana sunulan filmi izlemelisin. Başka bir şeye vakit yok. Kendi filmini yapmaya, hayatını yaratmaya, yaşamaya şansın yok! Reklam araları gerçek bir ara değil. İnsana kendiyle ilgilenmesi için fırsatvermiyor. Ara diye bir şey yok yani.  Her saniye bir kurgu dayatılıyor. Ara dedikleri zaman diliminde temel ihtiyaç karşılamaya bile koşturarak gitmek lazım. Reklamlar film gibi izlettiriliyor. Günün her saati böyle çok eforlu bir hayat. Sonra hastalıklar ve hastaneler. İyileştiriyormuş gibi yapan öldürücü ilaçlar. Kemoterapi…Deccalin işleri… Sanki bir arenada dövüştürülen hayvanlar gibi yaşam mücadelesi veriyor insan. Ne için bu savaş? Deccallin önemli bir göstergesi hızlı olmak. “Hadi hemen yap, hadi çabuk ol, düşünmeye vaktin yok” Marketlerde alışverişi hızlandıran ritimde müzikler var. Bir şey almadan çıkmamak gerek. Oysa insan durup kendine bir an baksa, aslında istediği şeyi yapmadığını fark edecek. işte bu Deccalin en korktuğu şey. İnsanın bir an durup özünü fark etmesi. İçini dinle! Hayır bişey almak zorunda değilsin? Evde yeterince giyecek var. Biriyle sevişmek zorunda değilsin. Sevgi içinde yeterince var. Bunu hissetmeye vaktin olmadığı için birinin hatırlatmasına ihtiyaç duyuyorsun. Ve kullanılıyorsun. Ruhsal birlikteliği yaşamak içinse zaman var. Sonsuz zaman var. İşte meditasyonda merkezinde olmayı bilmeyince akıntıya kapılıyorsun. Sana gelen her şeyi kabul ediyorsun. Paniktesin.” Ne zaman sevgiyi yaşayacağım” paniği. Her an sevgiyi yaşama ihtimalini araştır o zaman. Sevgi eğer içindeyse ki öyle; onu önce kendinde açığa çıkarman gerek. Sevginin sende açığa çıkması, onu kendinde...

Read More

  ‘İnşallah Maşallah’ Bu iki kelimeyi ne kadar çok duymuşuzdur.  Benim de sık kullandığım kelimelerdendir. Ve ‘İnşallah’ ile ilgili ilginç hikayelerim vardır. Bir keresinde İnşallah dediğim için bir meslektaşım epeyce sinirlenmişti. “İnşallah’ la Maşallah’ la olmaz bu işler” demişti. Neden bu kadar reaksiyon veriyordu? İlk kez  işle ilgili telefonda konuşuyorduk. Ama o ‘İnşallah’ lafım üzerine birden öfkeleniveriyordu. Biliyordum ki benimle ilgili değildi öfkesi. Söylediğinden anladığım  ‘İnşallah Maşallah’ kelimeleri  sanki iradeyi yok saymaktı onun için. Ona göre insan kendi iradesini kullanarak her şeyi yapabilme gücüne sahipti. Böyle İnşallah Maşallah deyince kendini hiçe saymış oluyordu. İşini Allah’a havale ediyordu. Kendini küçük ve değersiz görüyordu.  O öyle algılıyordu ama bana göre durum bu kadar basit değildi. Evet iradeye sahipsin ama büyük irade içinde ancak bu iradeyi en iyi şekilde kullanabilirsin. Evet değerlisin ama değerin bütünün değerli oluşunda gizli. Tek başına ne anlam ifade edebilirsin ki? Belki biraz uzaklaşıp dışına çıkman gerekiyor kimliğinin. Yukardan kendine bakabilecek kadar büyümen. Ve daha yukardan bakabilecek kadar biraz daha büyümen ve genişlemen. Adam  “İnşallah’ la Maşallah’ la olmaz bu işler” demişti ama manasını idrak ederek söylenen İnşallah ve Maşallah’ la neler olurdu neler. En önemlisi kibirden kurtulup birlik bilincin yükselebilirdi. Ne ilginçtir Şimdi telefondaki meslekdaşım bana bir süre önce karşılaştığım Amerikalı bir zatı hatırlattı. O’nun aydınlanmış büyük bir zat olduğunu söylemişlerdi. ‘İnşallah’ ın anlamı bende O Amerikalı’ nın ifadesi ile bir başka yer etmişti. İkilik olmayan bir felsefeden bahsediyordu. Sohbetinde çok az kelime kullanmıştı. Daha çok bize baktığını hatırlıyorum. Ne güzel bakmıştı. Ne iyi yapmıştı. Göz göz gelmek bir başka canla ne kadar değerli idi. Yüzlerce kelimeden belki daha öğretici. İşte o çok az sözcüklü sohbetinin bir kelimesi de ‘İnşallah’ olmuştu. Ne kadar güzel bir kelime olduğunu söylemişti. Kendi felsefesiyle bağdaştığına vurgu yapmıştı. Hayatımızda sıradan hale gelmiş bu kavramı bir Amerikalı sayesinde daha derin yakalama fırsatı bulmuştum. Hayat ne sürprizli, ne cömert ne hoştu. İlk Annemden öğrenmiştim çocukken ‘İnşallah’ nedir diye. “Allahın izniyle” demişti.  Yani İnşallah dediğimizde bir işte Allah’ın izni varsa olabileceğine vurgu yapıyoruz her söyleyişte. Egomuzla özdeş olmadığımızı hatırlatıyoruz kendimize. Maşallah dediğimizde de her şeyin Allah’ın yaratımı olduğunu onaylıyoruz. İkisi de kısa ama derin kavramlardı. Yani öyle sırf alışkanlıktan sürekli söylediğimiz bu iki söz bilincin olgunluk seviyesinde idrak edebileceği  derin anlamla yüklüydü. İşte tam da bu anlamlar yüzünden O meslektaşımla çalışmadık. Yani kısmet değildi. Yani Allah izin vermedi. Yani Allah’ın dilemesi buydu. Bizim birbirimizi tanımadan yaptığımız bu telefon konuşması da büyük senaryonun bir parçasıydı. Bir hikmeti vardı. Biz birbirimizin sesini duyacaktık. ‘Maşallah’ kelimesini yaşayacaktık. ‘İnşallah’ ı masaya yatıracaktık. O aynaya bakarak bağırıp çağıracak, ben onu sakince dinleyecektim. Aynen sırlı  bir aynanın yapması gerektiği gibi. Söylediklerinin benimle ilgili olmadığını da ifade edecektim. Dile gelmiş bir ayna gibi. Sonra O’nun için dua edecektim....

Read More